Category Archives: önemli iktisatçılar

iktisat tarihinde ismi anılan önemli iktisatçılar ve tezleri

Walras’ın Genel Denge Analizi ve Marshall’ın Kısmi Denge Analizi Arasındaki Fark Nedir?

Neoklasik ekolde ekonominin dengesi bir kanadını Marshall’ın oluşturduğu kısmi denge, diğer kanadını da Walras’ın oluşturduğu genel denge analizcileri arasındaki çatışmaya sahne olmuştur.

Walrasın kurmaya çalıştığı genel denge modeli toplumdaki bütün sosyal olaylar birbirleriyle ilişkilidir sözünün matematiksel olarak ifadesinden başka bir şey değildir. walras, piyasalar arasında karşılıklı ilişkiler bulunduğu önermesinden yola çıktı. Walras a göre örneğin bir mala karşı aşırı bir talep varsa bu açık bir biçimde diğer malların arz fazlası içinde olduğunun ifadesiydi. Kurduğu modelde ekonomideki tüm piyasaların dengeye geldiği durum analiz edilir.

Kısmi denge yaklaşımında ise tek bir piyasa izole edilir ve onun arz talep dengesi diğer piyasalardan bağımsız olarak izlenir. Ayrıca Marshall iktisadi incelemelerine zaman boyutu getirirken matemetiği iktisada bir araç söylenenleri kısaltıp sistemleştirmek için bir alet olarak görüyordu. Arz talep analizlerinde kapsamlı bir ceteris paribus izledi.sonuçta Marshall ın analizi genel denge analizinden daha fazla kabul gördü.bu yaklaşım tek bir bireyin ve tek bir şirketin dengesinden hareketle piyasa dengesine ulaşıyordu.bunun için ekonomideki makro temelli konular üzerinde durmak anlam taşımıyordu. bunun için 29buhranı ve keynesi beklemek gerekecekti.
——————————————————————–

Alfred Marshall ve Neoklasik Teoriye Katkıları

Alfred MARSHALL klâsik okula mensup iktisatçılardandır (1842-1924) yılları arasında yaşamıştır. En önemli eseri Ekonominin Prensipleri (Principles of Economics) dir. Marshall’a göre, iktisat bilimi insanların günlük ihtiyaçlarını inceler.

Günlük ihtiyaçlar ise, iktisâdî faaliyetler, para ile ölçülebilen ve bir fiyatı olan faaliyetler olmaktadır. Marshall, iktisâdî olayların izâhında geometriden de faydalandı. Marjinal fayda eğrileri, toplam mâliyet eğrileri, marjinal gelirler gibi çeşitli analiz araçlarını iktisâda sokmuştur.
Arz-talep dengesinin kurulmasında zaman faktörünü de dikkate alan odur. Marshall, klasik iktisatçıların düşüncelerini yeniden canlandıran neo klasikler içinde incelenmektedir.(vikipedi’den alıntı)

Jevons’un bulduğu ve Menger’in geliştirdiği marjinal fayda eşitliği yani (MUa/pa=MUb/Pb ) eşitliğinden bireysel talep eğrisi türetilebiliyordu. Bu eşitliğe dayanarak örneğin a malının fiyatı ucuzladığında eşitliğin sol tarafı büyüyecektir. Bu durumda faydaları eşitlemek için tüketici satın aldığı a malı miktarını arttırmak zorunda kalacaktır. Bu talep kanunundan başka bir şey değildir. Malın piyasa fiyatıyla miktarı arasında ters bir ilişki vardır. Bütün bireyler aynı koşullar altında dengeye geldikleri için bireysel talep eğrilerinin toplamı piyasa talebini verir bu eşitlik malın mübadele değerini de verir. Mübadele değeri o mala kişilerin duyduğu ihtiyacın şiddetiyle ilgilidir. Yani toplumdaki bireylerin elinde x malından çok az varsa bu malın marjinal faydası bireyler için yüksek olduğundan toplum buna yönelecek böylece malın fiyatı yani mübadele değeri belirlenmiş olacaktı. Mübadele değeri büyük ise o mala olan ihtiyaç yani toplumun o maldan aldığı fayda büyük olacaktır.

Ama bu incelemede piyasanın önemli bir belirleyicisi olan arzın piyasa fiyatını belirlemedeki rolü göz ardı ediliyordu. Bu eksiklik Marshall tarafından çözüldü. Arz bir yandan mevcut piyasada oluşacak dengenin taraflarından birisi diğer yandan da üretimin girdileri ile olan ilişkisi sonucu hem faktör fiyatlarını hem de faktör gelirlerini yani gelirin dağılımını belirleyen önemli bir unsurdu.
Marshall a gelene kadar ihmal edilen arz ve talep yapısı, üretim faktörleri ile yani üretimin temel girdileri ile sıkı bir ilişki içindeydi. Ancak böyle bir durumda incelenmesi gereken mal ve hizmet piyasasından ayrı olarak ikinci bir piyasa, üretim faktörleri piyasası ortaya çıkmaktaydı ve burada faktör arzı ve faktör talebi ve bunların özellikleri diğer piyasadaki oluşuma uygun biçimde tanımlanarak analiz edilmeliydi.

Marshall, üretim maliyeti ve arza ilişkin görüşlerini oluştururken zaman boyutuna da önem verdi. Üretim dönemini piyasa dönemi kısa dönem ve uzun dönem olarak üçe ayırdı. Kısa ve uzun döneme yoğunlaştı çünkü ona göre üretici iki cepheye sahipti. Cephelerden birisi onun mal ve hizmetle olan ilişkisini, diğer cephe ise üretim faktörleriyle olan ilişkisini gösteriyordu.bu nedenle iki piyasa arasında sürekli bir geçiş vardır ve tıpkı tüketicide olduğu gibi üreticinin de dengeye gelme süreci bulunmaktadır burada da marjinallik kavramından faydalanır.Analizin bir ucunda faktör fiyatlarıyla olan ilişki nedeniyle gelir dağılımına uzanır.üretim faktörleri piyasasında da tam rekabet vardır ve Marshall a göre firmaların çalışma koşulları tam rekabetin varlığını ortaya koyar niteliktedir.bütün firmalar içinde hiçbiri sürekli artan verimle çalışmaz. Her iki piyasada da tam rekabetin varlığının kabulü mal ve hizmetler piyasasın da fiyatların, üretim faktörleri piyasasında da ücretlerin veri olduğu anlamına gelir.

Marshall değer teorisinin açıklanmasında her ne kadar kısa dönem de marjinal fayda ve tüketici talebine önem verdiyse de uzun dönemde değerin tek başına marjinal fayda ve tüketici talebi tarafından belirlendiğini söylemez. Ona göre uzun dönem söz konusu olduğunda üretim maliyetleri devreye girer. Aynı zamanda uzun dönemde firmanın ürettiği malın fiyatı , ürettiği malın maliyetine eşit olma eğilimindedir.yalnızca ; çok kısa dönem , monopol ve birleşik mal üretme durumlarında üretim maliyetini fiyat yani değer üzerinde etkisi olmaz.

Marshall, piyasa fiyatının belirlenmesinde arz ve talebe, yani üretim maliyeti ve marjinal faydaya beraber önem atfederken ortalama bir yaklaşım benimsiyor ve her iki dönemde de geçerli olan yasaların piyasadaki rekabetçi yapıyı bozmayacağını düşünüyordu. Bir firma için sürenin kısalması fiyatın belirlenmesinde talebin rolünü, sürenin uzaması ise fiyatın belirlenmesinde maliyetlerin rolünü arttırmaktaydı. Marshall bir yandan maliyet-değer teorisi diğer yandan da fayda-değer teorisine önem vermekle neoklasikler ile klasikler arasında köprü olmuştur.
—————————————————————-
Kaynak:
-İktisadi Düşünce Tarihi- Küçükkalay, A.Mesud
-Vikipedi

Arthur Cecil Pigou & Pigou Etkisi

Arthur Cecil Pigou (d. 18 Kasım 1877 – 7 Mart 1959), İngiliz iktisatçısı. 1902’de Cambridge Üniversitesi’nde öğretim üyesi oldu. İktisatta “Cambridge Okulu” nun ileri gelenlerindendir.

Bilimsel çalışmalarında Marshall teorisini geliştirmeye çalışmıştır. Genel bir değer teorisi üzerinde çalışmakla beraber marjinal fayda teorisini çeşitli ekonomik konulara başarı ile uygulamış, diğer taraftan Klasik Okul’un serbest ticaret ilkelerinin savunucusu olmuştur.

Ekonomi tarihine “Pigou Etkisi” olarak geçen kavram, Pigou’nun istihdam hakkındaki açıklamasıdır. Pigou burada istihdam hacmi ile ücret değişimleri arasındaki ilişkiyi incelemiştir. Buna göre gelir seviyesi ve ücret ödemelerine ayrılan kısmın gelire oranı aynı kalır, ücret seviyesi düşerse ülkede istihdam seviyesi artar.

pigou etkisi:
Fiyatlarda meydana gelen düşme sonucu reel servette ortaya çıkan artışın tüketim harcamaları üzerindeki etkisidir. Parasal ücretlerin esnek olması halinde tam istihdama ulaşılabileceğini ileri sürer. Buna göre ekonomide parasal ücretlerin azalmasıyla fiyatlar genel seviyesinin de düşmesi halinde daha önce biriktirilmiş tasarrufların reel değerleri artacak ve fertler bu nedenle daha az tasarruf ederek fiyatları düşen tüketim mallarına olan taleplerini artıracaklardır. Fiyatların düşüp servetlerin artmasıyla ortaya çıkan bu tasarruf azaltıcı veya toplam harcamaları artırıcı etkiye “reel balans etkisi” ya da “Pigou etkisi” denir.

Milton Friedman

Milton Friedman, (d. 31 Temmuz 1912 Brooklyn – ö. 16 Kasım 2006 San Francisco) 1976’da Nobel ödül almış ABD’li ekonomist.

Milton Friedman, Monetarizmin oluşumunda ve tanıtımında en önemli isimdir. 1976 yılında “Paranın Miktar Teorisi üzerine çalışmalar” adlı kitabında Monetarizmin temel ilkelerini ortaya koymuştur. Amerika’daki Devlet okullarında öğrencilere ücretsiz öğle yemeği verilmesi tartışmaları sırasında söylediği “There is no such thing as a Free Lunch” (Bedava öğle yemeği diye bir şey yoktur) sözü monetarist ekonomi’ye inananların ana tartışma ekseni oldu.

Milton Friedman kendisine Nobel Ekonomi Ödülü verilirken yaptığı konuşmada “enflasyon her zaman ve her yerde parasal bir olgu olmuştur” sözüyle parasal genişleme – enflasyon arasındaki sıkı ilişkiye vurgu yapmıştır.

Friedman ayrıca bir ekonomik durgunluk ya da bunalım döneminde bir şekilde “ipleri elinde tutmak” şeklindeki dinamik agresif bir para arzı genişlemesinin etkili olmayacağı düşüncesinden hareketle ortaya atılan “para önemli değildir” tarzındaki hakim Keynesyen düşünceyi ortadan kaldırmak istemiştir.

Friedman ve diğer Monetaristlerden Schwartz, para politikasının hem genişlemelerde hem de daralmalarda gerçekten etkili olduğunu göstermişlerdir.

Milton Friedman’ın para ekonomisi üzerine yaptığı çalışması, 1960’larda ve 1970’lerde enflasyon tehlike sinyalleri vermeye başladıkça, giderek önemli ve uygulanabilir hale geldi. Friedman’a göre ileri ülkelerde 1970’lerden sonra baş gösteren krizin asıl nedeni John Maynard Keynes’ten esinlenerek uygulamaya sokulmuş konjonktür politikalarıdır.

Yüksek düzeyde istihdam oluşturmayı esas almış olan konjonktür politikalar, gevşek politikasından doğan etkilerle ekonomileri raydan çıkararak istikrarsızlığı yaygınlaştırmıştır.

1970’lerin ve 1980’lerin başlarında Monetaristler gerek Akademik ve gerekse politik çevrelerden birçok taraftara toplayarak düşüncelerini yaymışlardır. Onlara göre 1970’li yıların sorunu olan işsizlik ve enflasyonun sebebi uygulanan gelişigüzel para politikalarıdır. Ekonomik istikrarsızlığın kaynağı ise para arzındaki düzensiz dalgalanmalardır

James Tobin

James Tobin (d. 5 Mart 1918 Champaign, Illinois, ABD – ö. 11 Mart 2002 New Haven, Connecticut). ABD’li iktisatçı. Yatırım davranışı kuramına yaptığı önemli katkılarla mali piyasalara ilişkin bilgilerin gelişmesini sağlamış, 1981 Nobel Ekonomi Ödülü’nü kazanmıştır.

Tobin çalışmalarında risk, portföy yönetimi ve ekonomik gelişmeleri yansıtmada mali piyasaların rolü gibi alanlarda geliştirdiği yaklaşımlarla Keynesci iktisadı çözümlemeden daha geniş ölçüde yararlanılmasını sağladı.Yapıtları arasında The American Business Creed (1961), National Economic Policy (1966), Essays in Economics (1971-1982) ve The New Economics One Decade Older (1974) sayılabilir.

Tobin’in Q Oranı
nobel odullu ingiliz iktisatci james tobin tarafindan ortaya atilan ve sirketlerin yatirim kararlarini incelemekte kullanilan bir orandir. kisaca q ile ifade edilen kavram sirketin piyasa degerinin varliklarinin degerine oranini ifade eder. eger piyasa degeri sadece sirketin varliklarinin degerini yansitiyorsa bu oran 1 olur. eger q birden buyukse o zaman yatirimcilarinin sirketin maddi varliklarindan baska olculemeyen ve sirketin karliligini etkileyen baska faktorlere deger verdikleri sonucu cikar. sirketin degerinin varliklarinin degerinin uzerinde olmasi, sirketi sermaye yatirimlarini arttirmaya tesvik eder. q eger birden kucukse, bu piyasanin sirkete varliklarin degerinden daha az bir deger verdigini gosterir ki, bu durum genellikle piyasadaki yanilsamadan kaynaklanir

John Maynard Keynes

John Maynard Keynes, (d. 5 Haziran 1883, Cambridge – ö. 21 Nisan 1946 Sussex, İngiltere) radikal düşünceleriyle ekonomide çığır açan Britanyalı iktisatçıdır.

Ekonomik durgunlukla mücadelede müdahaleci para ve maliye politikalarını savunmasıyla tanınır. Bu düşünceleri daha sonra Keynesci ekonomi akımı içinde biçimlenmiştir.Temel politika önermesi talep yönlü makroekonomik poltikalardır.Yatırımları faiz ve sermayenin marjinal etkinliği yardımıyla açıklamaktadır. Ekonomi daima tam istihdam denge düzeyinde bulunmamaktadır.Ekonomide eksik istihdam ve atıl kapasite vardır. Ekonomideki işsizlik gayri iradi işsizlik olarak adlandırılmaktadır.

Keynes’in en ünlü eseri 1936 yılında yayınlanmış olduğu, İstihdamın, Paranın ve Faizin Genel Teorisi (The General Theory of Employment, Interest and Money) ya da kısa adıyla Genel Teori diye bilinen kitaptır. Bu kitabıyla Klasik İktisatçıların öne sürdüğü teorileri kabul etmekle beraber, Klasik istihdam teorisine karşı çıkmıştır. Klasikçilerin öne sürdüğü ekonominin kendiliğinden eski haline gelme görüşünü imkânsız bulmaktadır I. Dünya Savaşı sonunda toplanan Paris Barış Konferansı’na İngiltere Hazinesi’ni temsilen katılmıştır.

Keynes, piyasa kurumunun üretim faktörlerinin sektörler arasında dağılımını yönlendirmeye, yani üretim bileşimini toplumun tercihlerine göre değiştirmeyi başardığını kabul etmektedir. Buna karşılık piyasa ekonomisinde işgücünün tam istihdamını ve üretim kapasitesinin tam kullanımını sağlayacak bir mekanizma olmadığını öne sürmüştür. Ekonomide üretilen tüketim ve yatırım mallarını masedecek tüketim ve yatırım harcaması yapılmadığında firmaların üretimi kısacağını, bunun da iktisadî daralmaya (“resesyona”) yol açacağını izah etmiştir. Keynes, bir daralma baş gösterdiğinde firma yöneticilerinin kötümserleşip yatırım yapmaktan çekinmeleri hâlinde (19. yüzyıl sonlarında ve 1930lu yıllardaki gibi) ortaya çıkan düşük millî gelir – düşük istihdam dengesinin uzun sürebileceğini belirtmiştir. Keynes’e göre böyle bir durgun ekonomide devlet para arzını artırarak faiz haddini düşürmek suretiyle yatırım harcamalarını teşvik edebilir. Bu politika yatırımları artırmakta etkili olmazsa, devlet kendi harcamaları ile (cari harcamaları ve yatırım harcamaları ile) millî geliri artırabilir. Özetle, devlet para politikası ile veya maliye politikası ile harcamaları artırarak millî geliri artırmayı ve yüksek işsizlik oranını azaltmayı başarabilir.

1970’lerde stagflasyon (durgunluk içinde görülen enflasyon) tecrübesi, Keynes’in gözlemediği bir makroiktisadî olay olduğundan, Keynes’in kuramında buna bir açıklama yoktu. 1970li yıllardan itibaren gelişmiş kapitalist ülkelerde ortaya çıkan yeni görüşler işsizliği toplam harcamalardaki yetmezlikten değil, refah devletinde işçilerin iş disiplinini yitirmesinden kaynaklandığını öne sürünce Keynes’in telkin ettiği tam istihdamı hedefleyen makroiktisat politikalarından vazgeçildi. Ancak Keynes’in millî geliri toplam harcamaların belirlediğine ilişkin teorisi hâlen genel kabul gören bir kuram olarak kalmıştır.

David Ricardo

David Ricardo, (d. 18 Nisan 1772 – ö. 11 Eylül 1823) İngiliz politik iktisatçı. Klasik iktisatçıların en etkili ve önemli isimlerinden birisidir.

Ricardo’nun en önemli ve ünlü eseri “Ekonomi Politiğin ve Vergilendirmenin İlkeleri”dir. Ricardo, eserine değer kavramını açıklayarak başlar. Ricardo’nun, özel olarak, değerden kastı piyasada alınıp satılan metaların değeridir. Ricardo’ya göre bir malın, birbaşka deyişle metanın, değerini, o metanın üretiminde kullanılan emek miktarı belirler. Ricardo’nun bu teorisi iktisat literatüründe Emek Değer Teorisi olarak adlandırılır ve Karl Marx’ın artı değer kavramının da özünü oluşturur.

Ricardo’ya göre temel malların bir fiyatı olduğu gibi emeğin de, bir fiyatı, yani ücreti, vardır ve bu ücreti belirleyen temel faktör, işçinin kendini geçimini sağlayabileceği ve kendi neslini herhangi bir artma ve azalma olmaksızın sürüdürebileceği ücret düzeyidir. Bu anlamda da ücretleri gıdaların ve temel ihtiyaçların fiyatı belirler. Bu kavram Geçimlik Ücret Teorisi (Subsistence Theory of Wages) olarak adlandırılır. Bu kavram, sosyalistler tarafından, toplumu yoksulluğa mahkûm ettiği gerekçesi ile eleştirilmektedir.

Ricardo, adı geçen eserinde “Mukayeseli Maliyetler Teorisi”ni (Mukayeseli Üstünlük – Comparative Advantage) de ileri sürmüştür.

Ricardo ayrıca paranın miktar kuramı(sağlam para teorisi),emek değer teorisi,ücretlerin tunç kanunu,azalan verimler kanunu ve rant teorisini savunur. Ricardo, nüfus artarken işlenebilir toprak miktarının nufustan da öte arttırılması gerektiğini söylemiştir. Ama nufus arttıkça tarımsal gıda talebi artacak, insanlar yeni tarım alanları ekmeye yeltenecek bu da verimsiz toprak işlenmesine yol açacaktı. Böylelikle tahıl üretim maliyeti de artacaktı. Tabi ki bu da tahıl satış fiyatlarını ve rantları da arttıracaktı. Peki bu rant kime gidecekti? Büyük çoğunluğu toprak sahiplerine gidecekti. İşte toprak sahiplerinin elde ettiği bu ranta saldırıda bulunmuştu. Bu bir ‘haksız kazançtır’ demiştir. Soyut matematiksel anlayışı iktisada sokan adamdır. Bu tümdengelimci metottur. Ekonometri denilen iktisat branşının kurucusudur

Adam Smith

Önemli fikirleri ; Klasik iktisat, iş bölümü(division of labor) ve görünmez el .

Adam Smith (16 Haziran 1723 – 17 Temmuz 1790), İskoç filozof. Ahlak felsefesi profesörü olması nedeniyle ekonomik açıklamalarında bu bilim dalının etkileri yoğun görülür. Ekonomide ve doğal olaylarda bir düzen olduğunu ve bunun gözlem ve ahlâk hissi ile tespit edilebileceğini söyler.

Ulusların Zenginliği, ekonomi disiplinin ortaya çıkmasını ve aynı zamanda özerk ve sistematik hala gelmesini sağladığı için döneminde etkili bir eserdi. Batı dünyasında, konusundaki yayımlanan en nüfuzlu kitap olduğu söylenebilir. 1776’da piyasa çıktığında, İngiltere ve Amerika’da serbest ticaret anlayışı yaygınlaşmaktaydı; ve kitap ekonomik başarı için büyük külçe rezervlerinin önemli olduğunu savunduğu teori olan merkantilizme karşı klasik bir bildirge haline geldi. Bu dönemde Amerika’nın içinde bulunduğu, kurtuluş savaşı sonrasında ortaya çıkan fakirlik ve sıkıntılı koşullar, bu anlayışı doğurmuştur. Yine de kitap piyasa çıktığı dönemde, serbest ticaretin yararları konusunda herkes ikna olmamıştı: İngiltere halkı ve parlementosu merkantilizme uzun süre bağlı kalmıştır.

Ulusların Zenginliği, aynı zamanda, fizyokratik anlayışın toprağın önemini vurgulayışına karşı çıkıyordu. Smith bunun yerine işgücünün üstünlüğüne inanmaktaydı, ve işçi sınıfının üretimin artmasında etkili olacağını savunuyordu. Uluslar o kadar başarılı oldular ki, bu başarı eski ekonomik ekollerin terk edilmesine yol açtı. Thomas Malthus ve David Ricardo gibi ekonomistler Smith’in bugün klasik ekonomi olarak bilinen teorisini rafine etmeye yöneldiler ve bu zamanla modern ekonominin gelişmesini sağladı. Malthus, Smith’in nüfus fazlalığı konusundaki düşüncelerini geliştirdi. Ricardo “ücretlerin demir kanunu”na yani nüfus fazlalığının asgari geçim düzeyinin önününe geçeceğine inanıyordu. Smith, bugün daha doğru olduğuna inanılan, artan üretimle artan ücretler varsayımını önermişti.

Ulusların Zenginliği ‘nin ana konularından bir tanesi, serbest piyasanın her ne kadar karmaşık ve denetsiz gözükse de aslında sözde bir “görünmez el” tarafından doğru miktarda ve çeşitlilikte üretim yapmak için yönlendirildiğidir. Smith bu simgeyi The Theory of Moral Sentiments adlı kitabında daha önce kullanmış olsa da fikri ilk olarak Astronomi Tarihi adlı denemesinde kaleme almıştır. Örneğin, bir üründe üretim eksikliği olduğunda fiyatı artar ve bu durum ortaya bir kâr marjının çıkmasını sağlayarak başkalarını bu ürünü üretmeye teşvik eder ve nihayet kıtlığa son verir. Eğer pazara çok fazla üretici girerse, üreticiler arasındaki artan rekabet ve artan stok, yani arz, fiyatların üretim maliyetine düşmesini sağlayarak, ürünün “doğal fiyat”ına (ortalama piyasa fiyatı) ulaşmasına yol açar. Kâr oranı bu ortalama piyasa fiyatında sıfırlansa da mal ve hizmet üretimi için teşvikler ortadan kalkmaz çünkü bütün üretim masrafları, mal sahibinin işgücü de dahil, üretilenin fiyatına yansımaktadır. Eğer fiyatlar sıfır kâr oranının altına düşerse, üreticiler piyasadan çekilmeye başlarlar. Kâr oranları sıfırın üzerinde olduğu sürece üreticiler piyasaya girmeye devam edecektir. Smith, insanların harekete geçmelerini sağlayan nedenlerin, bencil ve açgözlü olmalarından kaynaklandığına inanıyordu. Bunun olumlu sonucu olarak da serbest piyasadaki rekabetin, fiyatların aşağıda kalmasını sağlayarak halkin tamamına faydalı olmasını gösteriyordu. Ona göre bu rekabet aynı zamanda çok çeşitli mal ve hizmet üretilmesini teşvik etmekteydi. Yine de, işadamlarına karşı dikkatli olunması gerektiğini ve tekelleşmenin yanlış olduğunu savunuyordu.

TEORİLERİ
Fiyat Teorisi :

Adam Smith’e göre bir real fiyat bir de nominal fiyat vardır.Real fiyat malın elde edilmesinde yapılan masraflardır;emeğe bağlıdır;uzun dönemde tüm mallarda real fiyat geçerlidir yani emeğe bağlıdır.Nominal fiyat ise kısa dönem içerisinde arz ile talep dengesinin değişmesinden veya piyasa koşullarının değişmesinden kaynalanan fiyattır.

Piyasa fiyatı;malın miktarı ve bu malı alabileceklerin talebi ile oluşur.Burada iki terimin ayrımı yapılmalıdır:efektif talep,malı veya hizmeti ödeme durumunda olanların talebidir. Mutlak talepten ayrılır;mutlak talep,mala veya hizmete sahip olma arzusudur.

Bir mala olan efektif talep artarsa o malın fiyatı yükselecektir;fakat piyasa fiyatı yüksek olduğundan dolayı firmalar o malda yüksek kar olduğunu düşünüp piyasaya girecektir;bu,firma sayısı artışı dolayısıyla arzı artıracak arz artışı efektif talep artışı ile dengeye gelecek ve fiyatlar düşecektir.Ayrıca bu olayın tam tersi de söz konusudur.

Smith arz ve talep dengesinin tarım ve sanayi kesiminde değiştiğini vurgulamaktadır. Tarım kesimi genellikle geçen yılların fiyatlarına (göre?) arzlarını belirlemektedir.Fakat,sanayi sektöründeki fiyat değişiklikleri arza ve talebe daha çabuk etki etmektedir

Rant Teorisi :

Adam Smith beş türlü ranttan bahsetmektedir:
a-Net hasıla
b-Topraktan üretim yapabilmek için toprak sahiplerine verilen bedel kira(rent).
c-Toprak sahiplerinin monopolcü durumlarından dolayı elde ettikleri kar:Bu anlayış 2. anlayışla benzerlik gösterir.
d-Piyasalara uzaklık rantı etkiler:Piyasalara yakın toprakların kirası yüksek,uzak yerlerin düşüktür.
e-Nadirlik rantı:Nadirlik rantı bir malın piyasada az ama talebinin yüksek olmasından dolayı mala harcanan emeğe göre fiyatının yüksek olmasından dolayı elde edilen kardır.

Emek Değer Teorisi :

A.Smith’e göre bir malın iki çeşit değeri vardır. Birincisi o malın kişiye sağladığı fayda, ikincisi o malın başka mallarla mübadele değeri.

Birinci değeri genelde kişiden kişiye değişir,kişinin verdiği değere bağlıdır ve toplum açısından hesaplanması zordur.

İkinci (mübadele) değeri, bu malın diğer mal birimleriyle mübadele edilen miktarına eşittir. Değer o malın elde ediminde harcanan emeğe bağlı olduğuna göre,mübadele edilen mallar değil emektir.Emek mübadele değerinin ölçüsüdür.

Bazen en faydalı malların mübadele değerleri çok, az faydası olan malların ise mübadele değerleri fazla olabilir.Buna en iyi örnek su ve elmastır.Suyun faydası elmasın sağladığı faydadan çok daha fazladır ama elmas suya göre çok daha pahalıdır.Çünkü elmasın elde edilmesinde çok büyük emek harcanmış ve mübadele değerini yükseltmiştir.Ayrıca nadirlik rantından da söz edebiliriz.

A.SMITH’E GÖRE ;
*Smith sermayeyi emeği arttıran her şey ve emeğin daha verimli çalışmasını sağlayan bir etken olarak tanımlar.
A. Smith ilk defa sermayeyi ikiye ayırır: Sabit sermaye, değişen sermaye.
a- Sabit sermaye binalar, gayri menkuller, sabit makinalar ve aletler gibi. Bu sermaye elden ele dolaşmadan sahibine bir kar getirir.
b- Değişken sermaye ise, hammadde, satılıcak mallar gibi sahibine eldeğiştirmeden dolayı kar getirir.

*Herkesin bencil olduğu bir toplumda da uyum, bilinçli bir müdahale olmasa da, kendiliğinden oluşacaktır. Bu kendiliğindenliği sağlayan görünmez el, piyasa ilişkileridir.
Gürünmez el ve piyasayı düzenleyen fiyatlar seviyesi, kaynakların en verimli şekilde kullanılmasına imkân sağlar.

*Fizyokratların tersine toprak yerine insan emeğini servetin kaynağı olarak görür ve işbölümünün sağladığı teknik olanaklarla emeğin üretiminin ve dolayısıyla da milli gelirin artacağını savunmuştur.Smith’in teoriye en önemli katkısı tam rekabet altında kaynakların optimal(en verimli düzeyde) etkin dağılımı hakkında ilk analizi geliştirmiş ve artı değer kavramını Ricardo ile (kâr ile özdeş olduğu düşüncesiyle de olsa) birlikte kullanmış olmasıdır.

*Smith’e göre her şey fiyata bağlıdır.Üretim miktarı,maliyetler her şey fiyatla ilgilidir. Faktörlerin dağılımı fiyatlara göre olur. Ücret bir fiyattır; emeğin bir fiyatıdır.Ücretler, işverenler ile işçiler arasında yapılan sözleşmelerle belirlenir

*A.Smith’in iş bölümünü kullanarak uluslararası iktisada en büyük katkısı Mutlak Üstünlük (absulute advantage) teorisi olmuştur.Bu teoriye göre bir ülke hangi malı daha ucuza üretiyorsa kaynaklarını o mala tahsis etmelidir;böylece üstün olduğu malda daha etkin üretim yapabilmektedir.Bu yolla tüm ülkeler birbirlerine muhtaç olmaktadır ama bu sayede üretim çok fazla artmaktadır.

*Smith ”laissez-faire, laissez-passer” (bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler) ilkesini benimsemiştir. Üretim faktörlerinin bir kesimden diğerine serbestçe geçebilmesi gerekmektedir, bu geçişi sağlayan en önemli etken de fiyattır.

*Devlet ekonomik hayata müdahale etmemelidir.Devletin müdahalesi özel sektörün üretemediği veya yapamadığı konularda olmalıdır;savunma, güvenlik, adalet gibi. Eğer devlet çok vergi alırsa, vergiler üretimi kısacağından dolayı ülke durgunlukla karşı karşıya kalabilir.Bu müdahale hem iç hem de dış ekonomi için geçerlidir.Eğer devlet vergilerle bir malın ithalatını azaltırsa bu, içerde o malın üretiminin tekelleşmesini arttırmaktadır.Uluslararası iş bölümünden yararlanmak için ürünlerin ülkeler arasında serbestçe mübadele edilmesi gerekir.

*A.Smith’e göre para bir mübadele aracıdır.Üretim arttıkça mübadele edilecek daha fazla mal olacağından daha fazla paraya ihtiyaç duyulacaktır.Bir ülkenin fazla parasının olması servet artışı olduğunu göstermez;fazla para oluşu fiyatlar genel düzeyini arttırır(para arzı ve enflasyon arasındaki ilişki konusunda ayrıntılı bahsedilecektir)

Kaynak:
The Wealth Of Nations ( ulusların zenginliği)